BAK Girişimi Kamuoyu Duyurusu


 

Barış için Akademisyenler (BAK) Girişimi’nin 11 Ocak 2016 tarihinde ilan ettiği bildiri sonrasında yaşananlara kaygıyla tanıklık ediyoruz. Bu süreç içerisinde bildiriye imzacı olan akademisyenler hakkında 508 idari ve 161 adli soruşturma açıldı. 33 akademisyen gözaltına alındı ya da ev aramasına maruz kaldı, 37 akademisyen işten çıkarıldı, yedi akademisyen istifaya zorlandı ve 27 akademisyen görevden uzaklaştırıldı.

Bu ağır siyasi baskının son halkası olarak imzacı Esra Mungan (Boğaziçi Üniversitesi), Kıvanç Ersoy (Mimar Sinan Üniversitesi) ve Muzaffer Kaya (Nişantaşı Üniversitesi) 15 Mart 2016 tarihinde çıkartıldıkları mahkemece “terör örgütü propagandası yapmak” suçlamasıyla tutuklandılar. Esra Hoca tutukluluğunun ilk iki haftasını tek kişilik hücrede geçirdi. Yine aynı mahkemece hakkında yakalama kararı çıkarılan Meral Camcı (İstanbul Yeni Yüzyıl Üniversitesi) ise yurda dönüş yaptığı 31 Mart tarihinde tutuklandı.

ODTÜ Matematik mezunu olan Kıvanç Ersoy aynı bölümde araştırma görevlisi olarak çalışmıştır. Bu dönemde kendisini, sadece bilimsel çalışmalarıyla değil akademisyen olmanın toplumsal sorumluluklarını yerine getiren bir meslektaşımız olarak tanımıştık. Kıvanç Ersoy’un şahsında, 11 Ocak tarihi sonrasında hukuksuz uygulama ve baskılara maruz kalan tüm akademisyenlerin yanında olduğumuzu beyan ederiz.

Üniversiteler, varoluşları gereği, toplumların ilerlemesi yönünde bilgi üreten ve bu ilerlemenin toplumsal sorumluluğunu üstlenen eleştirel kurumlar olarak şekillenmiştir. Bu nedenle, tarihin farklı dönemlerinde farklı toplumlarda yaşanan üniversitelerin hedef alınması olgusu, otoriterleşmenin göstergelerinden biri olmuştur. Ülkemiz tarihinde de siyasi iktidar krize girdiği her dönemde üniversiteleri hedef almış ve gerçekte krizin aşılması yönünde ortak akıl üretebilecek kadroları tasfiye etmeye yönelmiştir.

Akademisyenlerin siyasi otoritenin katılmadığı ve hatta karşısında olduğu düşünceleri ifade edebilmesi demokrasi ve ifade özgürlüğünün en önemli gereklerindendir. Bu düşünce özgürlüğünün korku, baskı ve cezalandırma yoluyla engellenmesi hiçbir toplumsal kesimin faydasına değildir. Ayrıca,  hatırlatmak isteriz ki, hukuk devletinin temel gereklerinden biri olan siyasal ve toplumsal eleştirinin suç sayılmaması ve fikir beyanı özgürlüğünün herkes için güvenceye alınması, gerek Türkiye Cumhuriyeti yasalarınca, gerekse Türkiye’nin tabi olduğu uluslararası sözleşmelerce korunmaktadır.

Oysa, 11 Ocak sonrasında yaşananlarla birlikte, bir kurum olarak üniversiteye yönelik baskılar da artmış, henüz geçtiğimiz hafta içinde Ankara Üniversitesi Dil, Tarih, Coğrafya, İletişim ve Siyasal Bilgiler Fakülteleri, Hacettepe ve Mimar Sinan Üniversitelerinde sağlıklı bir şekilde bilimsel öğretim ve çalışma yapabilme koşulları engellenmiştir.

ÖED olarak beklentimiz üniversitelerde eğitim, öğretim ve araştırma koşullarının hoşgörü ve uzlaşma yoluyla sağlanması ve imzacı akademisyenlere yönelik süren tüm siyasi baskıların kaldırılmasıdır. Üniversitelerin ancak bu koşullarda asli işlevlerini yerine getirerek, toplumsal barışın ve ilerlemenin gerektirdiği bilgiyi üretebileceğine inanıyoruz.