|
Son dönemde üniversiteler etrafında yoğunlaşan bir dizi kaygı verici gelişme üzerine, Orta Doğu Öğretim Elemanları Derneği Yönetim Kurulu aşağıdaki görüşleri kamuoyu ile paylaşma gereğini duymuştur; Türkiye giderek artan biçimde merkezinde mevcut iktidarın bulunduğu bir dizi anti-demokratik ve otoriter uygulamaya şahit olmaktadır. Bu yönelim ve uygulamaların baş hedeflerinden biri üniversitelerdir. Üniversite sisteminin ve Yüksek Öğretim Kurulu’nun (YÖK) anti demokratikliğinden şikayet ederek iktidara gelen mevcut hükümet, en otoriter dönemde bile sahit olunmamış bir yaklaşımla, üniversite sisteminin yeniden yapılandırmaya yönelmiştir. Yüksek Öğretim Kanunun önemli maddelerinin hemen tümünde değişiklik öngören yeni düzenlemeye göre, YÖK üyeliklerine ve çeşitli kurullara yapılan atamalarda hükümetin yetkilerinin dikkate değer biçimde artırıldığı anlaşılmaktadır. Üniversitelerarası Kurul’un yetkileri kısılıp, YÖK Başkanının bu Kurula başkanlık etmesi öngörülmektedir. Kadro yetiştirme ve kullanma konusunda üniversiteler devre dışı bırakılmakta ve YÖK tek yetkili konumuna getirilmektedir. Bununla birlikte, üniversite yönetimleri ve mensupları YÖK yasasında radikal bir değişikliğe gidildiğini basından öğrenmektedir. YÖK üyelerinin önemli bir bölümünün bile sonradan haberdar olduğu anlaşılan bu yeniden yapılandırma projesinin somut adımları, ne kamuoyu, ne de üniversitelerle paylaşılmaktadır. Ancak üniversitelere yönelen olumsuzluklar YÖK uygulamaları ile sınırlı değildir. Benzer biçimde,demokratik işleyişi güvenceye almak ve devlet içinde konumlanmış yasdışı oluşum ve grupları ortaya çıkartmak gibi reddedilmesi mümkün olmayan amaçlar etrafında yürütüldüğü söylenen Ergenokon Soruşturması’da, giderek artan biçimde üniversiteleri, yeni eski rektörleri ve öğretim üyelerini hedef almış bulunmaktadır. Üniversitelerin geleceğini tartışması gereken bir ortamda, soruşturmaların hedefi haline getirilmesi düşündürücüdür. Kısa süre önce Van 100. Yıl Üniversitesi rektörünün merkezinde yer aldığı dava ve yürütülen soruşturma sonucunda ortaya çıkan durumun hatırlanılmasında yarar vardır; sürecin sonunda bir üniversite mensubu trajik biçimde yaşamına son vermiş, soruşturmayı yürüten savcının yurtdışına çıktığı haberleri basında yer almışken, Adalet Bakanı hiçbir açıklama yapmadan halen görevini sürdürmektedir. Bu tür bir durum ve mevcut soruşturmanın yürütülüş biçimi dikkate alındığında, başta üniversite mensupları olmak üzere, toplumun duyarlı kesimlerinin yürütülen soruşturmanın amaçları konusunda kaygı duymak ve kuşkuya kapılmak için her türlü nedeni mevcuttur. Yukarıda özetlenen sürecin belki de en vahim boyutu, yaratılan bu korku ortamında bugün bir çok üniversite mensubunun kamuoyu önünde fikirlerini söylemekten kaçınır hale getirilmesi riskidir. Yaratılmaya çalışılan korku toplumu ve rejimidir. Üniversiteler bilginin üretildiği ve doğrunun dile getirildiği kurumlar olarak bütün bu yıldırma çabalarını boşa çıkartma görevi ile birkez daha karşı karşıyadır. Geçmişte yaşanan karanlık dönemlerde olduğu gibi bugün de, üniversitelerimiz bu toplumsal sorumluluğu gerektiği biçimde yerine getireceklerdir. Orta Doğu Öğretim Elemanları Derneği Yönetim Kurulu |