Dernegimizin Yuksekogretim Genel Kurulu nun yuksekogretime giris sistemini degistiren 21.07.2009 gunlu karari ile Milli Egitim Bakanligi nin Milli Egitim Bakanligi Imam-Hatip Liseleri Yonetmeligi nin 5 inci Maddesi'nin iptali icin actigi iki ayri dava dilekcesi ektedir.
Saygilarimizla, Orta Dogu Ogretim Elemanlari Dernegi
Ankara, 20.08.2009 DANIŞTAY BAŞKANLIĞINA YÜRÜTMENİN DURDURULMASI İSTEMLİDİR DAVACI : Orta Doğu Öğretim Elemanları Derneği VEKİLİ : Av. Mustafa Bayram MISIR Toros Sok. No:25B/12 06430 Sıhhiye Ankara 0312 2304858 – 0312 2290910 DAVALI : Milli Eğitim Bakanlığı Bakanlıklar - Ankara DAVA KONUSU : 31.07.2009 günlü, 27305 sayılı Resmi Gazete'de yayınlanan Milli Eğitim Bakanlığı İmam-Hatip Liseleleri Yönetmeliğinin 5 inci Maddesinin yürütülmesinin durdurulması ve iptali isteminden ibarettir. ÖĞRENME TARİHİ : 31.07.2009 AÇIKLAMALAR : 1739 sayılı Milli Eğitim Temel Kanunu'nda, milli eğitimin genel amaçları ve temel ilkeleri düzenlenmiş ve İmam Hatip Liseleri ile ilgili; VII – İmam-hatip liseleri: Madde 32 – İmam - hatip liseleri, imamlık, hatiplik ve Kur'an kursu öğreticiliği gibi dini hizmetlerin yerine getirilmesi ile görevli elemanları yetiştirmek üzere, Milli Eğitim Bakanlığınca açılan ortaöğretim sistemi içinde, hem mesleğe hem yükseköğrenime hazırlayıcı programlar uygulayan öğretim kurumlarıdır. düzenlemesi getirilmiş olup, Milli Eğitim Bakanlığı'nca 31.07.2009 günlü, 27305 sayılı Resmi Gazete'de yayınlanan Milli Eğitim Bakanlığı İmam-Hatip Liseleri Yönetmeliği'nin 5 inci Maddesi, Milli Eğitim Temel Kanunu'nun 32 nci Maddesindeki, “imamlık, hatiplik ve Kur'an kursu öğreticiliği gibi dini hizmetlerin yerine getirilmesi ile görevli elemanları yetiştirmek üzere,” düzenlemesi çıkarılarak ve yerine, “...karma eğitim ve öğretim...” konularak şöyle düzenlenmiştir:İmam-Hatip Liselerinin Kuruluşu Madde 5 - (1)Millî Eğitim Bakanlığınca açılan ortaöğretim sistemi içinde hem mesleğe hem yükseköğrenime hazırlayıcı programlar uygulayan imam-hatip liseleri, ilköğretimden sonra dört yıl öğretim veren, bölge şartlarına ve imkânlarına göre gündüzlü veya yatılı ve gündüzlü olarak karma eğitim ve öğretim yapan okullardır. Bu dava, Milli Eğitim Bakanlığı'nın 31.07.2009 günlü, 27305 sayılı Resmi Gazete'de yayınlanan Milli Eğitim Bakanlığı İmam-Hatip Liseleleri Yönetmeliği'nin hukuka aykırı düzenlenmiş 5 inci Maddesinin yürütülmesinin durdurulması ve iptali istemiyle açılmıştır. Anılan Yönetmelik'te yer alan bu madde, Yükseköğretim Genel Kurulu'nun 21.07.2009 tarihli yükseköğretime giriş sistemini köklü değişikliklere uğratan kararları ile birlikte, çok yakın bir gelecekte imam-hatip liselerini, genel liselere alternatif hale getirerek ortaöğretimde iki kutuplu yapılanma oluşturma amacına yönelen, Anayasa, Tevhid-i Tedrisat Kanunu ve Milli Eğitim Temel Kanunu'na aykırı bir düzenlemedir. HUKUKA AYKIRILIK VE İPTAL NEDENLERİ Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 2 nci Maddesinde; II. Cumhuriyetin nitelikleri Madde 2– Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk Devletidir. şeklinde düzenlenmiştir. Gene Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 42 nci Maddesinde; II. Eğitim ve öğrenim hakkı ve ödevi Madde 42– Kimse, eğitim ve öğrenim hakkından yoksun bırakılamaz. Öğrenim hakkının kapsamı kanunla tespit edilir ve düzenlenir. Eğitim ve öğretim, Atatürk ilkeleri ve inkılapları doğrultusunda, çağdaş bilim ve eğitim esaslarına göre, Devletin gözetim ve denetimi altında yapılır. Bu esaslara aykırı eğitim ve öğretim yerleri açılamaz. Eğitim ve öğretim hürriyeti, Anayasaya sadakat borcunu ortadan kaldırmaz. İlköğretim kız ve erkek bütün vatandaşlar için zorunludur ve Devlet okullarında parasızdır. Özel ilk ve orta dereceli okulların bağlı olduğu esaslar, Devlet okulları ile erişilmek istenen seviyeye uygun olarak, kanunla düzenlenir.(...) düzenlemesi getirilmiştir. Anayasa'nın 24 üncü Maddesinde de; “Din ve ahlak eğitim ve öğretimi[nin] Devletin gözetim ve denetimi altında yapıl”acağı düzenlenmiştir. Anayasa'nın Devrim Kanunlarının korunmasına dair hükmü de şöyledir: I. İnkılâp kanunlarının korunmasıMadde 174 – Anayasanın hiçbir hükmü, Türk toplumunu çağdaş uygarlık seviyesinin üstüne çıkarma ve Türkiye Cumhuriyetinin laiklik niteliğini koruma amacını güden, aşağıda gösterilen inkılap kanunlarının, Anayasanın halkoyu ile kabul edildiği tarihte yürürlükte bulunan hükümlerinin, Anayasaya aykırı olduğu şeklinde anlaşılamaz ve yorumlanamaz:1. 3 Mart 1340 tarihli ve 430 sayılı Tevhidi Tedrisat Kanunu;(...) Tevhid-i Tedrisat Kanunu 7 Maddeden ibaret olup aynen şöyledir: Madde 1 – Türkiye dahilindeki bütün müessesatı ilmiye ve tedrisiye Maarif Vekaletine merbuttur. Madde 2 – Şer'iye ve Evkaf Vekaleti veyahut hususi vakıflar tarafından idare olunan bilcümle medrese ve mektepler Maarif Vekaletine devir ve raptedilmiştir. Madde 3 – Şer'iye ve Evkaf Vekaleti bütçesinde mekatip ve medarise tahsis olunan mebaliğ Maarif bütçesine nakledilecektir. Madde 4 – Maarif Vekaleti yüksek diniyat mütehassısları yetiştirilmek üzere Darülfünunda bir İlahiyat Fakültesi tesis ve imamet ve hitabet gibi hidematı diniyenin ifası vazifesiyle mükellef memurların yetişmesi için de aynı mektepler küşat edecektir. Madde 5 – Bu kanunun neşri tarihinden itibaren terbiye ve tedrisatı umumiye ile müştegil olup şimdiye kadar Müdafaai Milliyeye merbut olan askeri rüşti ve idadilerle Sıhhiye Vekaletine merbut olan darüleytamlar, bütçeleri ve heyeti talimiyeleri ile beraber Maarif Vekaletine raptolunmuştur. Mezkür rüşti ve idadilerde bulunan heyeti talimiyelerin ciheti irtibatları atiyen ait olduğu Vekaletler arasında tahvil ve tanzim edilecek ve o zamana kadar orduya mensup olan muallimler orduya nispetlerini muhafaza edecektir. (Ek: 22/4/1341 - 637/1 md.) Mektebi Harbiyeden menşe teşkil eden askeri liseler bütçe ve kadrolariyle Müdafaai Milliye Vekaletine devrolunmuştur. Madde 6 – İşbu kanun tarihi neşrinden muteberdir. Madde 7 – İşbu kanunun icrayı ahkamına İcra Vekilleri Heyeti memurdur. Anayasa Mahkemesi'nin 25.10.1983 günlü, E: 1983/2 (Parti Kapatma), K:1983/2 sayılı kararında belirtildiği gibi;Bu hususu açıkça belirtmek gerekir ki, Atatürk Devrimlerinin hareket noktasında lâiklik ilkesi yatar ve devrimlerin temel taşını bu ilke oluşturur. Başka bir anlatımla lâiklik ilkesi açısından verilecek en küçük bir ödün Atatürk Devrimlerini yörüngesinden saptırarak, yok olması sonucunu doğurabilir. Bu nedenledir ki Anayasanın “Hiçbir düşünce ve mülahazanın ...Atatürk milliyetçiliği, ilke ve inkılapları ve medeniyetçiliğinin karşısında korunma göremeyeceği ve lâiklik ilkesinin gereği kutsal din duygularının, devlet işlerine ve politikaya kesinlikle karıştırılmayacağı;” yolunda kesin bir buyruğa “Başlangıç”ta yer vermek zorunluğunu duymuş bulunmaktadır. Sözü edilen Anayasa Mahkemesi kararında da açıklandığı gibi Atatürk Devrimleri kavramını oluşturan ve ona anlam kazandıran teme1 ögelerden biri de bilim özgürlüğüdür.Anayasa Mahkemesinin 12.1.1971 günlü, Esas 1969/31, Karar 1971/3 sayılı kararında (Anayasa Mahkemesi Kararlar Dergisi, Sayı.9, Sayfa.143) “çağdaş uygarlığın temeli, insanların davranışlarında, eylemlerinde aklı egemen kılmalarıdır. Bunun yolu ise bilimsel çalışma yoludur; bu yolun kılavuzu olan ilke de bilimin, insanların yaşamında gerçek yol gösterici sayılması ilkesidir. Bu ilkenin eylemli olarak uygulanabilmesi için toplumun yapısının kilit yerlerinde bilimsel gerçeği arayıp bulabilecek, uygulayabilecek ve bütün düşünce ve davranışlarında bilimsel gerçeğin isterlerinden ayrılmayacak kişilerin bulunması, bunun sağlanması için de bu nitelikte kişilerin yetiştirilmiş olması zorunludur. Bilimsel çalışma, yalnız aklın ve gözlemin biçimlendirdiği bir çalışma olması dolayısıyla böyle bir çalışmaya ve bilimsel yolda eyleme yönelecek kişilerin bilimsel gerekler dışında bir etki ile karşılaşmaksızın yetiştirilmeleri temel bir sorun olarak ortaya çıkmaktadır. Yalnız bilimsel ve nesnel ölçülere göre biçimlendirilmiş bir öğretim ve eğitimin gerçekleştirilmesi, toplumsal açıdan büyük önem gösteren alanlardaki yüksek öğretim ve eğitimin gerek siyasal çevrelerin ve özellikle siyasal iktidarın, gerek toplumdaki çeşitli kümelerin etkisi dışında bir öğretim ve eğitim düzeni ile olabilir”.Bilimsel ve nesnel ölçülere göre biçimlendirilmiş üniversiter bir öğretim ve eğitimin gerçekleştirilmesi, sözü geçen bu kararda da açıklandığı gibi, o öğretim ve eğitimin sadece bilimsel isterler doğrultusunda yapılması, doğmalardan ve bilime ters düşen öteki etkilerden uzak tutulması suretiyle sağlanabilir. Bu itibarla Anayasanın 24. maddesinin dördüncü fıkrasında ifadesini bulan “din ve ahlak eğitim ve öğretimi Devletin gözetim ve denetimi altında yapılır. Din kültürü ve ahlak öğretimi ilk ve orta öğretim kurumlarında okutulan zorunlu dersler arasında yer alır, bunun dışındaki din eğitim ve öğretimi ancak, kişilerin kendi isteğine küçüklerin de kanuni temsilcisinin talebine bağlıdır” yolundaki kural, Atatürk ilke ve inkılaplarıyla daha açık bir anlatımla Türk Devrimleriyle birlikte ele alınıp değerlendirilmelidir. Çünkü, Türk Devrimi, Atatürk’ün önderliğinde gerçekleştirilen ulusal bağımsızlığın ve çağdaşlaşma hareketinin adıdır ve bu düşünce sistemi 1982 Anayasasının temel dayanağını ve felsefesini oluşturmuştur. Anayasamızın kabul ettiği lâiklik ilkesi, soyut bir kavram değil, Devletin, hukukun ve eğitimin lâikleşmesini içeren sistemler topluluğudur. Bu nedenledir ki Anayasamızın 24. maddesinin dördüncü fıkrası hükmüne başka manalar izafe etmek, Atatürkçü düşünceye ve Türk Devrimine ters düştüğü kadar bizatihi hükmün açık olan ve yoruma elverişli bulunmayan beyanına ve ayrıca bilimsel özerkliği ilke olarak benimseyen Anayasa kurallarına da aykırı olur. Anayasa Mahkemesi bu görüşlerini çeşitli kararlarında tekrar etmiştir:Anayasa’nın 130. maddesinde öngörülen “çağdaş eğitim-öğretim esaslarına dayanan” düzen, laiklik ilkesinin gözardı edildiği bir ortam olamaz. (...) Aklın ve gözlemin yönlendirdiği bilimsel çalışmaya katılacak kimselerin bilimsel gerekler dışında bir etkiyle karşılaşmaksızın yetiştirilmeleri gerekir. Eğitim, yalnız bilimsel istemler doğrultusunda yapılması, doğmalardan ve bilime ters düşen etkilerden uzak tutulmasıyla sağlanır.(...) Dinsel kurallardan arındırılmış, akla ve bilime dayanan, dinsel inancı kişilerin vicdanlarına bırakan lâik devlette, hukuk düzeninin dinsel gereklerle sağlanıp sürdürülmesi benimsenemez. Lâik devlet ancak, yurttaşların din ve vicdan özgürlüğünü sağlayıcı ve koruyucu önlemleri alır, bu konulardaki hak ve özgürlükleri güvenceye bağlar. Dinsel eğitim bile lâik devlet anlayışına uygun biçimde yapılır. Tüm devlet kuruluşlarında ve işlemlerinde olduğu gibi öğretim ve eğitimin her düzeyinde lâiklik ilkesine özenle uyulur. Tevhid-i Tedrisat Kanunu bu gereğin belgesidir. Lâiklik ilkesine uygun çalışmalar yapmakla yükümlü üniversitelerde bu çalışmalara katılacakların, hangi statüde olurlarsa olsunlar, dinsel gereklere göre biçimlendirilmemelidir. (...) Özellikle Tevhid-i Tedrisat Kanunu, aklın ve bilimin öncülük ettiği tek tür eğitim düzeni içinde duygu ve görüş birliğini, dayanışmayı amaçlayarak lâik eğitim ve öğretime dayanak olmuştur. Önyargılardan arınmış, araştırıcı, akla ve bilime bağlı, bağnazlığa karşı, ulusal değerlere saygılı, özgür düşünceli, özgür vicdanlı, çağdaş görüşlü insan, yetiştirme ereği Anayasa’nın 42. ve 130. maddeleriyle de doğrulanmaktadır.(...) (Anayasa Mahkemesi'nin 7.3.1989 günlü, E: 1989/l - K: 1989/12 sayılı kararından.) 1739 sayılı Milli Eğitim Temel Kanunu'nda, milli eğitimin genel amaçları ve temel ilkeleri aynı perspektifle düzenlenmiş ve İmam Hatip Liseleri ile ilgili; VII – İmam-hatip liseleri: Madde 32 – İmam - hatip liseleri, imamlık, hatiplik ve Kur'an kursu öğreticiliği gibi dini hizmetlerin yerine getirilmesi ile görevli elemanları yetiştirmek üzere, Milli Eğitim Bakanlığınca açılan ortaöğretim sistemi içinde, hem mesleğe hem yüksek öğrenime hazırlayıcı programlar uygulayan öğretim kurumlarıdır. düzenlemesi getirilmiştir. Bu hükmün, Anayasa ve Tevhid-i Tedrisat Kanunu'na göre yorumlanacağı açık olup, buradaki “yüksek öğretime hazırlayıcı” ibaresinin lafzı ve ruhu diğer meslek liselerinde olduğu gibi, amaca uygun mesleki yükseköğrenime hazırlamaktan ibarettir. Bunun eşitlik ilkesinin ya da eğitim hakkının ihlali anlamına gelmeyeceği Anayasa Mahkemesi'nin çeşitli kararları ile belirtilmiş olup; bu husustaki Anayasa Mahkemesi görüşünü, Fazilet Partisi'nin açtığı bir davada 12.02.2004 gün, E: 2001/349, K:2004/14 sayılı 02.06.2004 günlü ve 25480 sayılı Resmi Gazete'de yayınlanan karar gerekçesinden aktaracağız: Anayasa’nın 2. maddesinde, Cumhuriyetin nitelikleri arasında sayılan hukuk devleti, insan haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, eylem ve işlemleri hukuka uygun olan, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, hukuk güvenliğini gerçekleştiren, Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan, yargı denetimine açık, yasaların üstünde Anayasa’nın ve yasakoyucunun da bozamayacağı temel hukuk ilkeleri bulunduğu bilincinde olan devlettir. Bu bağlamda, hukuk devletinde yasakoyucu, yasaların yalnız Anayasa’ya değil, evrensel hukuk ilkelerine de uygun olmasını sağlamakla yükümlüdür. Anayasa’nın 10. maddesine göre, herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasî düşünce, felsefî inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir. Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz. Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar. “Yasa önünde eşitlik ilkesi” hukuksal durumları aynı olanlar için söz konusudur. Bu ilke ile eylemli değil hukuksal eşitlik öngörülmektedir. Eşitlik ilkesinin amacı, aynı durumda bulunan kişilerin yasalarca aynı işleme bağlı tutulmalarını sağlamak ve kişilere yasa karşısında ayırım yapılmasını ve ayrıcalık tanınmasını önlemektir. Bu ilkeyle, aynı durumda bulunan kimi kişi ve topluluklara ayrı kurallar uygulanarak yasa karşısında eşitliğin çiğnenmesi yasaklanmıştır. Yasa önünde eşitlik, herkesin her yönden aynı kurallara bağlı tutulacağı anlamına gelmez. Durum ve konumlarındaki özellikler, kimi kişiler ya da topluluklar için değişik kuralları gerekli kılabilir. Aynı hukuksal durumlar aynı, ayrı hukuksal durumlar farklı kurallara bağlı tutulursa Anayasa’nın öngördüğü eşitlik ilkesi çiğnenmiş olmaz. (...) Bu nedenle, farklı liselerden mezun olanlar aynı nitelikleri taşımadıklarından eşitlik karşılaştırmasına esas alınamazlar. Anayasa Mahkemesi'nin, 30.07.2008 günlü, E:2008/1 (Parti Kapatma) - K:2008/2 sayılı kararı ile de;Davalı partinin Anayasanın 68. maddesinin dördüncü fıkrasında belirtilen “demokratik ve laik cumhuriyet” ilkesine aykırı bazı eylemleri belirlenmiştir. Üniversitelerde uygulanan başörtüsü yasağı, Kuran Kurslarına yönelik yaş kısıtlaması ve İmam Hatip Liselerine uygulanan katsayı sınırlamasının kaldırılmasına yönelik toplumsal taleplerin bulunduğu görülmektedir. Ancak davalı partinin bu doğrultudaki siyasal mücadelesini laiklik ilkesinin Anayasanın somut kurallarında ortaya çıkan tercihe uygun biçimde yürüttüğü savunulamaz. Bu sorunlar toplumda ayrışma ve gerginliklere yol açacak düzeyde siyasetin temel sorunu haline dönüştürülmüş, toplumun dinsel konulardaki duyarlılıkları yalın siyasal çıkar amacıyla araçsallaştırılmış, toplumun temel ekonomik, sosyal ve kültürel sorunlarının siyasetin gündeminde yer alması güçleşmiştir. Davalı parti kurulduktan hemen sonra girdiği ilk genel seçimlerde tek başına iktidar olarak ülkeyi yönetme yetki ve sorumluluğunu üstlenmiş bulunmaktadır. Bu sorumluluğun yalnızca kendi siyasal tabanına karşı değil, tüm ülkeyi kapsayan, kamu yararı amacıyla ve devlet iktidarı kullanımı için geçerli tüm anayasal ilkelere uygun olarak yerine getirilmesi gerektiğinde kuşku bulunmamaktadır.Dinin ve dinsel duyguların istismarı nedeniyle laikliğe aykırı görülen davalı parti eylemlerinin toplumu devlete ve siyasete yabancılaştırması yoluyla demokratik işleyişi engelleyebileceği ve anayasal düzenin meşruiyetinin sorgulanmasına yol açabileceği inkâr edilemez.Organ sıfatıyla davalı Parti Genel Başkanı Recep Tayyip ERDOĞAN ile üyelerden 22. Yasama dönemi Meclis başkanı Bülent ARINÇ, Milli Eğitim Bakanı Hüseyin ÇELİK, Milletvekilleri İrfan GÜNDÜZ, Abdullah ÇALIŞKAN, Resul TOSUN, Selami UZUN, Hasan KARA ve üye Hasan Cüneyt ZAPSU’nun; yerel yöneticilerden Dinar İlçesi Belediye Başkanı Mustafa TARLACI ve Isparta Belediye Başkanı Hasan BALAMAN’ın eylemleri, Anayasanın 68. maddesinin dördüncü fıkrasına aykırı eylemlerin kararlılıkla ve parti üyeleri tarafından yoğun bir biçimde işlendiğini göstermektedir. Anayasa Mahkemesinin E. 2008/16, K. 2008/116 sayılı kararıyla iptal edilen 5735 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun’un teklif edilmesi ve yasalaşmasının sağlanmasıyla davalı partinin bu eylemleri benimsediği anlaşıldığından odaklaşmanın kabulü gerekir. gerekçesiyle, Adalet ve Kalkınma Partisi aleyhinde “Anayasa’nın 68. maddesinin dördüncü fıkrasındaki demokratik ve laik Cumhuriyet ilkelerine aykırı eylemlerin odağı haline gelmesi nedeniyle” hazine yardımından mahrum bırakma yaptırımına karar vermiştir. Yükseköğretim Genel Kurulu, Anayasa Mahkemesinin bu açık görüşüne rağmen, gerçekte imam-hatip liseleri lehine bir durum yaratmak isteyen anayasal laiklik ilkesine yönelen eylemlerin odağı olduğu Anayasa Mahkemesi kararı ile tespit edilmiş ve odak olma gerekçeleri içinde katsayı uygulamasını kaldırmak da sayılmış iken, bu partinin talepleriyle uyumlu şekilde, 21.07.2009 günlü toplantısında katsayı uygulamasını kaldırmıştır. Hemen akabinde de, Milli Eğitim Bakanlığı Milli Eğitim Bakanlığı İmam-Hatip Liseleri Yönetmeliği'ni değiştirerek Tevhid-i Tedrisat Kanunu'na aykırı şekilde bu liseleri genel liselerle eşitleme yoluna gitmiş ve 31.09.2009 tarihli Resmi Gazete'de yayınlanan Yönetmeliğin 5 inci Maddesi, Milli Eğitim Temel Kanunu'nun 32 nci Maddesindeki, “imamlık, hatiplik ve Kur'an kursu öğreticiliği gibi dini hizmetlerin yerine getirilmesi ile görevli elemanları yetiştirmek üzere,” düzenlemesi çıkarılarak ve yerine, “...karma eğitim ve öğretim...” konularak şöyle düzenlenmiştir:İmam-Hatip Liselerinin Kuruluşu Madde 5 - (1)Millî Eğitim Bakanlığınca açılan ortaöğretim sistemi içinde hem mesleğe hem yükseköğrenime hazırlayıcı programlar uygulayan imam-hatip liseleri, ilköğretimden sonra dört yıl öğretim veren, bölge şartlarına ve imkânlarına göre gündüzlü veya yatılı ve gündüzlü olarak karma eğitim ve öğretim yapan okullardır. a. Yönetmeliğin 5 inci Maddesi Anayasa'ya ve Tevhid-i Tedrisat Kanunu'na Açıkça Aykırıdır: Öğretimin birleştirilmesine ilişkin devrim kanununda, Milli Eğitim Bakanlığı'nın yüksek din uzmanları yetiştirmek üzere üniversitelerde ilahiyat fakülteleri kuracağı; imamlık ve hatiplik görevlerini yerine getirecek görevlileri yetiştirmek için de okullar açacağı açıkça düzenlenmiştir. Öğretimin birleştirilmesine ilişkin ilkeye aykırılık tesis etmeyecek şekilde, devrim kanununa uygun kurulacak imam-hatip liselerinin, devrim kanununda tanımlanan bu ilkeye -yani imam ve hatip yetiştirme amacına- yönelen meslek liseleri olarak kurulmaları, devrim kanunu gereğidir. Bu hususun Anayasal laiklik ilkesinin kapsamındaki yeri ve önemi yukarıda aktarılan Anayasa Mahkemesi kararlarında açıkça tanımlanmış, Tevhid-i Tedrisat Kanunu'nun, aklın ve bilimin öncülük ettiği tek tür eğitim düzeni içinde duygu ve görüş birliğini, dayanışmayı amaçlayarak lâik eğitim ve öğretime dayanak olduğu özellikle vurgulanmıştır. Bu genel çerçevede değerlendirildiğinde, sözü edilen Yönetmeliğin 5 inci Maddesi ile getirilen düzenleme, Milli Eğitim Temel Kanunu'ndaki “hem mesleğe hem yükseköğretime hazırlayıcı” şeklindeki ifadeyi, Kanun'un esas metninde mesleki yükseköğrenim kast edildiği lafzen ve ruhen açık olmakla birlikte, bağlamından çıkararak imam-hatip liselerini genel liselere dönüştürme amacını içerir ve ifade eder şekilde tekrar etmeyi tercih etmiştir. Bu tercih, laiklik karşıtı eylemlerin odağı olduğu Anayasa Mahkemesi Kararı ile sübut bulmuş Adalet ve Kalkınma Partisi Hükûmeti ve Bakanlığı'nın, devrim kanununu yönetmelikle aşmak amacını görünür kılmazsa başka ne bu amacı görünür kılabilir? Sadece bu ifadenin kullanılış şekli değil, Yönetmeliğin 5 inci Maddesindeki “karma eğitim ve öğretim yapan okullardır.” şeklindeki düzenleme de devrim kanununa aykırıdır. Diyanet İşleri Başkanlığı genel ağda (internette) yer alan resmi sitesinde Din İşleri Yüksek Kurul Kararlarını yayınlamaktadır. “Kadınların İmameti” başlıklı 26.06.2002 günlü karar şöyledir:Kadınların namazda imamlık yapması, bir kadının hemcinsleri olan diğer kadınlara imamlığı ve kadın-erkek karışık cemaate veya sadece erkeklere imamlığı olarak iki kısma ayrılır.Kadının hemcinsleri olan diğer kadınlara imamlığı konusunda, Hz. Peygamber (s.a.)'in hanımlarından Ümmî Seleme ve Hz. Aişe' nin kadınlara imam olarak namaz kıldırdıklarına, bu durumda öne geçmeyip ilk safın ortasında durduklarına ait ilk devir hadis kaynaklarında bilgiler vardır. Kadınların günlük beş vakit namazda olduğu gibi, teravih namazında da diğer kadınlara imamlık yapmaları ls1am fakihleri tarafından caiz görülmüştür.Bir kadının, erkeklere veya kadın-erkek karışık cemaate imamlık yapması ise, ilk hadis kaynaklarından Ahmed b. Hanbel' in Müsned' inde, Ebu Davud'un Sünen' in de, İbn Huzeyme' nin Sahih ' inde, Beyhaki ' nin Sünen-i Kebir ' inde , Hakim ' in Müstedrek ' inde ve muahhar pek çok kaynakta yer alan bir habere göre Hz. Peygamber (s.a.v.) istisnai olarak Ümmî Varaka isimli hafız-ı Kur'an bir sahabiyye hanımın kendi ev halkına imamlık yapmasına izin vermiştir. Ümmî Varaka' nın ev halkı ise, ölümünden sonra azad olmaları kaydıyla hür kıldığı biri erkek diğeri hanım iki köleden ibaretti. Bu rivayete dayanarak İmam Ahmed, Ebu Sevr, Müzeni, Taberi, İbn Teymiyye gibi alimler, kadının zaruret halinde erkeklere de imamlık yapabileceğini söylemişlerdir. İmam-ı Azam Ebu Hanife, Şafii gibi müctehidler ile Cumhur-ı fukaha ise, kadının erkeklere imamlığını caiz görmemişlerdir. Nitekim, Diyanet İşleri Başkanlığı'nın bağlı camilerinde görevlendirilmiş kadın imam ya da hatip sayısı sıfırdır ( rakam ile -0- ). İmam-hatip okullarının kuruluş amacı ancak ve ancak, imam ve hatip yetiştirmek olabilir; devrim kanunu öğretim birliğini sağlayarak bu hususu güvence altına almışken, imam-hatip liselerinde karma eğitimin yapılması, Milli Eğitim Bakanlığının bu liselerle ilgili sözü edilen Yönetmeliğin 5 inci Maddesinde açıkça düzenlemesi, sadece ve sadece genel liselerle aynı amaca yönelmiş dini ağırlıklı liseler kurarak öğretim birliğini yıkmak, başka deyişle, devrim kanunu çiğnemek amacına matuf olabilir. Anne ve babalar çocuklarının din eğitimi almalarını elbette isteyebilirler; ama bu husus yukarıda özellikle aktardığımız gibi Anayasa'da ayrıca düzenlenmiş olup, imam-hatip liselerinin kuruluş amacı ile ilgili değildir. b. Yönetmeliğin 5 inci Maddesi Milli Eğitim Temel Kanunu'na da Açıkça Aykırıdır: Sözü edilen Yönetmeliğin 5 inci Maddesinde, Milli Eğitim Temel Kanunu'nun 32 nci Maddesinde geçen amir, “imamlık, hatiplik ve Kur'an kursu öğreticiliği gibi dini hizmetlerin yerine getirilmesi ile görevli elemanları yetiştirmek üzere,” ibaresi çıkarılmıştır. Bu ibare çıkarıldığında imam-hatip liselerinin özel kuruluş amacı kaldırılarak, bu liseler, genel liselere alternatif haline dönüştürülmüş olmaktadır. Şöyle ki, yasadaki bu ibare çıkarılarak, yasadaki “hem mesleğe hem yükseköğrenime hazırlayıcı programlar uygulayan” ibaresi, “Millî Eğitim Bakanlığınca açılan ortaöğretim sistemi içinde hem mesleğe hem yükseköğrenime hazırlayıcı programlar uygulayan imam-hatip liseleri” biçimine dönüştürüldüğündeve buna bir de “karma eğitim ve öğretim” ibaresi eklendiğinde yapılan şey, bizzat öğretim birliğini ortadan kaldırmak amacına matuftur. Bu, Milli Eğitim Temel Kanunu'na da açıkça aykırıdır. c. Yönetmelik Değişikliğinin Yükseköğretime Girişte Katsayı Uygulamasını Kaldıran Yükseköğretim Genel Kurulu Kararı ile Olan Eşzamanlılığı Bakanlığın Amacını Açıkça Ortaya Koymaktadır: Yükseköğretime girişteki katsayı uygulaması, meslek liselerinden çok, bu lise statüsünde gösterilen imam hatip liselerinin alanları dışındaki programlara yerleşmesini etkilemiştir: İmam-hatip lisesi çıkışlılar, 1999 -başka deyişle katsayı uygulaması- öncesi, öğretmenlik, hukuk ve siyasal bilimler gibi programlara yerleşirken katsayı uygulaması ile birlikte, kendi alanlarının devamı olan ilahiyat programlarına yerleşmeye başlamışlar, bu gelişme imam-hatip liselerinin gençler açısından tercih edilmemesine, buna bağlı olarak öğrenci sayısının azalmasına yol açmıştır. Bu durum, ortaöğretimi imam hatip eksenli yapılandırmak isteyenleri rahatsız etmiş ve katsayı uygulaması, “meslek liselerinin adı öne çıkarılarak” aynı grup tarafından şiddetle eleştirilmiştir. Anayasa Mahkemesi'nin yukarıda aktardığımız Adalet ve Kalkınma Partisi'nin laiklik karşıtı eylemlerin odağı olduğuna dair kararında da zikredilen bu eleştiriler doğrultusunda, Yükseköğretim Genel Kurulu bu partinin söylemlerine uygun şekilde, “meslek liselilere uygulanan eşitsizliği kaldırma” bahanesi ile, imam-hatip lisesi çıkışlılar lehine, genel liseler ve diğer meslek lise çıkışlılar aleyhine ayrımcı sonuçlar doğuracak -ve başka bir davada iptali istediğimiz- 21.07.2009 günlü yeni yükseköğretime giriş sistemini benimsemiş, bunu Milli Eğitim Bakanlığının, sözü edilen Yönetmelik değişikliği izlemiştir. Açık ki, katsayı eşitliğine dayalı bu karmaşık yeni sistemden, meslek liseliler değil, meslek lisesi statüsünde olan imam-hatip lisesi çıkışlılar yararlanacaktır. İmam-hatip liseleri, meslek liseleri arasında, tüm alanlarda açık farkla daha başarılı görülmektedir. Bu sonuç, imam-hatip liselerinin gerçekte uygulamaya ağırlık veren meslek lisesi değil, dini ağırlıklı eğitim yapan, genel liselerin müfredatını uygulamalarından ve bazı çevrelerce hatta devlet tarafından kollanmaları sonucu daha iyi fiziki koşullarda olmalarından kaynaklanmaktadır. Katsayı uygulamasının kaldırılmasıyla, son altı yılda, imam hatip kökenlilerin istihdamında gösterilen politika nedeniyle, gençlerin bu okullara gidişi özendirilecek ve çok yakın bir gelecekte imam-hatip liseleri, genel liselere alternatif hale gelerek ortaöğretimde iki kutuplu yapılanma ile karşı karşıya gelinecektir. Bu durum, zaten yıllardır örselenmiş olan Tevhid-i Tedrisat Kanunu'nun fiilen ortadan kalkmasına yol açacaktır. Yükseköğretime giriş sistemindeki değişikle birlikte, sözü edilen Yönetmelik'teki düzenleme bu temel amaca matuftur. Bu amaca yönelen ve değişikliği gerçekleştiren siyasi irade yaptığı işin o kadar farkındadır ki, Resmi Gazete'nin genel ağdaki aleniyeti sağlayan yayınında (http://rega.basbakanlik.gov.tr/), normalde her gün her yayınlanan yönetmelik özel bir başlık altında ağa yerleştirilmekte iken bu yönetmelik “Bürokrasinin Azaltılması ve İşlemlerin Basitleştirilmesine Yönelik Başbakanlık, Bakanlıklar ile Bazı Bağlı ve İlgili Kuruluşlara Ait 170 Adet Yönetmelik” başlığı altında ve 170 adet yönetmelik arasında yayınlanmıştır. YÜRÜTMENİN DURDURULMASI İSTEMİNİN GEREKÇESİ İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 27 nci maddesi uyarınca, bir idari işlemin iptali için açılan davada yürütmenin durdurulmasına karar verilebilmesi için, dava konusu işlemin açıkça hukuka aykırı olması ve uygulanması hâlinde telâfisi güç ve imkânsız zararlar doğması gerekmektedir. Yukarıdaki açıklamalar doğrultusunda, Milli Eğitim Bakanlığının sözü edilen Yönetmeliğinin 5 inci Maddesi düzenlemesi açıkça hukuka aykırıdır. Ayrıca sözü edilen Yönetmelik maddesinin yürürlüğü hâlinde, bazı öğrenciler meslek lisesine değil de din ağırlık genel liseye gittiklerini düşünerek tercihte bulunacaklar ve bu da bu öğrencilerin durumlarına ilişkin sonradan giderilmesi güç hatta olanaksız sonuçlar doğuracaktır. Kamu yararı yanında kişisel yararları da bu denli tehlikeye atan ve hukuka aykırı olduğu açıkça ortada olan dava konusu işlemin yürütülmesinin durdurulması gerekmektedir. HUKUKİ NEDENLER : Anayasa, Tevhid-i Tedrisat Kanunu, Milli Eğitim Temel Kanunu, 2547 sayılı Yasa, İYUK ve ilgili mevzuat.DELİLLER : Yükseköğretim Genel Kurulu'nun 21.07.2009 tarih ve 14 sayılı kararı ve yasaya uyar sair deliller.CEVAP SÜRESİ : Otuz gündür.SONUÇ ve İSTEM : Yukarıda açıklanan ve Yüksek Mahkemenizce re’sen takdir edilecek nedenlerle, Milli Eğitim Bakanlığı'nın 31.07.2009 günlü, 27305 sayılı Resmi Gazete'de yayınlanan Milli Eğitim Bakanlığı İmam-Hatip Liseleri Yönetmeliği'nin hukuka aykırı düzenlenmiş 5 inci Maddesinin öncelikle YÜRÜTÜLMESİNİN DURDURULMASI ve İPTALİ'ne, yargılama harç ve giderleri ile vekalet ücretinin davalı idareye yükletilmesine karar verilmesini saygılarımla arz ve talep ederim. Orta Doğu Öğretim Elemanları DerneğiVekili Av. Mustafa Bayram MISIR Ankara, 20.08.2009 DANIŞTAY BAŞKANLIĞINA YÜRÜTMENİN DURDURULMASIİSTEMLİDİR DAVACI : Orta Doğu Öğretim Elemanları DerneğiVEKİLİ : Av. Mustafa Bayram MISIR Toros Sok. No:25B/12 06430 Sıhhiye Ankara 0312 2304858 – 0312 2290910 DAVALI : Yükseköğretim Kurulu Başkanlığı 06539 Bilkent-Ankara DAVA KONUSU : Yükseköğretim Genel Kurulu’nun 21.07.2009 tarih ve 14 sayılı yükseköğretime giriş sistemini yeniden düzenleyen kararının yürütülmesinin durdurulması ve iptali isteminden ibarettir. ÖĞRENME TARİHİ : 22.07.2009 AÇIKLAMALAR : Bu dava, Yükseköğretim Genel Kurulu’nun 21.07.2009 tarih ve 14 sayılı kararının başta katsayı uygulamasını kaldıran (3), (4) ve (5) inci maddeleri olmak üzere tümüyle yürütülmesinin durdurulması ve iptali istemiyle açılmıştır. Anılan karar, yükseköğretime giriş sistemini köklü değişikliklere uğratan bir karar olup, bütün bu köklü değişikliğin amacı Anayasa, Tevhid-i Tedrisat Kanunu ve Milli Eğitim Temel Kanunu'na aykırı şekilde çok yakın bir gelecekte İmam Hatip Liselerini, Genel Liselere alternatif hale getirerek ortaöğretimde iki kutuplu yapılanma oluşturmaktır. HUKUKA AYKIRILIK VE İPTAL NEDENLERİ Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 2 nci Maddesinde; II. Cumhuriyetin nitelikleri Madde 2– Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk Devletidir. şeklinde düzenlenmiştir. Gene Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 42 nci Maddesinde; II. Eğitim ve öğrenim hakkı ve ödevi Madde 42– Kimse, eğitim ve öğrenim hakkından yoksun bırakılamaz. Öğrenim hakkının kapsamı kanunla tespit edilir ve düzenlenir. Eğitim ve öğretim, Atatürk ilkeleri ve inkılapları doğrultusunda, çağdaş bilim ve eğitim esaslarına göre, Devletin gözetim ve denetimi altında yapılır. Bu esaslara aykırı eğitim ve öğretim yerleri açılamaz. Eğitim ve öğretim hürriyeti, Anayasaya sadakat borcunu ortadan kaldırmaz. İlköğretim kız ve erkek bütün vatandaşlar için zorunludur ve Devlet okullarında parasızdır. Özel ilk ve orta dereceli okulların bağlı olduğu esaslar, Devlet okulları ile erişilmek istenen seviyeye uygun olarak, kanunla düzenlenir.(...) düzenlemesi getirilmiştir. Anayasa'nın 24 üncü Maddesinde de; “Din ve ahlak eğitim ve öğretimi[nin] Devletin gözetim ve denetimi altında yapıl”acağı düzenlenmiştir. Anayasa'nın Devrim Kanunlarının korunmasına dair hükmü de şöyledir: I. İnkılâp kanunlarının korunmasıMadde 174 – Anayasanın hiçbir hükmü, Türk toplumunu çağdaş uygarlık seviyesinin üstüne çıkarma ve Türkiye Cumhuriyetinin laiklik niteliğini koruma amacını güden, aşağıda gösterilen inkılap kanunlarının, Anayasanın halkoyu ile kabul edildiği tarihte yürürlükte bulunan hükümlerinin, Anayasaya aykırı olduğu şeklinde anlaşılamaz ve yorumlanamaz:1. 3 Mart 1340 tarihli ve 430 sayılı Tevhidi Tedrisat Kanunu;(...) Tevhid-i Tedrisat Kanunu 7 Maddeden ibaret olup aynen şöyledir: Madde 1 – Türkiye dahilindeki bütün müessesatı ilmiye ve tedrisiye Maarif Vekaletine merbuttur. Madde 2 – Şer'iye ve Evkaf Vekaleti veyahut hususi vakıflar tarafından idare olunan bilcümle medrese ve mektepler Maarif Vekaletine devir ve raptedilmiştir. Madde 3 – Şer'iye ve Evkaf Vekaleti bütçesinde mekatip ve medarise tahsis olunan mebaliğ Maarif bütçesine nakledilecektir. Madde 4 – Maarif Vekaleti yüksek diniyat mütehassısları yetiştirilmek üzere Darülfünunda bir İlahiyat Fakültesi tesis ve imamet ve hitabet gibi hidematı diniyenin ifası vazifesiyle mükellef memurların yetişmesi için de aynı mektepler küşat edecektir. Madde 5 – Bu kanunun neşri tarihinden itibaren terbiye ve tedrisatı umumiye ile müştegil olup şimdiye kadar Müdafaai Milliyeye merbut olan askeri rüşti ve idadilerle Sıhhiye Vekaletine merbut olan darüleytamlar, bütçeleri ve heyeti talimiyeleri ile beraber Maarif Vekaletine raptolunmuştur. Mezkür rüşti ve idadilerde bulunan heyeti talimiyelerin ciheti irtibatları atiyen ait olduğu Vekaletler arasında tahvil ve tanzim edilecek ve o zamana kadar orduya mensup olan muallimler orduya nispetlerini muhafaza edecektir. (Ek: 22/4/1341 - 637/1 md.) Mektebi Harbiyeden menşe teşkil eden askeri liseler bütçe ve kadrolariyle Müdafaai Milliye Vekaletine devrolunmuştur. Madde 6 – İşbu kanun tarihi neşrinden muteberdir. Madde 7 – İşbu kanunun icrayı ahkamına İcra Vekilleri Heyeti memurdur. Anayasa Mahkemesi'nin 25.10.1983 günlü, E: 1983/2 (Parti Kapatma), K:1983/2 sayılı kararında belirtildiği gibi;Bu hususu açıkça belirtmek gerekir ki, Atatürk Devrimlerinin hareket noktasında lâiklik ilkesi yatar ve devrimlerin temel taşını bu ilke oluşturur. Başka bir anlatımla lâiklik ilkesi açısından verilecek en küçük bir ödün Atatürk Devrimlerini yörüngesinden saptırarak, yok olması sonucunu doğurabilir. Bu nedenledir ki Anayasanın “Hiçbir düşünce ve mülahazanın ...Atatürk milliyetçiliği, ilke ve inkılapları ve medeniyetçiliğinin karşısında korunma göremeyeceği ve lâiklik ilkesinin gereği kutsal din duygularının, devlet işlerine ve politikaya kesinlikle karıştırılmayacağı;” yolunda kesin bir buyruğa “Başlangıç”ta yer vermek zorunluğunu duymuş bulunmaktadır. Sözü edilen Anayasa Mahkemesi kararında da açıklandığı gibi Atatürk Devrimleri kavramını oluşturan ve ona anlam kazandıran teme1 ögelerden biri de bilim özgürlüğüdür.Anayasa Mahkemesinin 12.1.1971 günlü, Esas 1969/31, Karar 1971/3 sayılı kararında (Anayasa Mahkemesi Kararlar Dergisi, Sayı.9, Sayfa.143) “çağdaş uygarlığın temeli, insanların davranışlarında, eylemlerinde aklı egemen kılmalarıdır. Bunun yolu ise bilimsel çalışma yoludur; bu yolun kılavuzu olan ilke de bilimin, insanların yaşamında gerçek yol gösterici sayılması ilkesidir. Bu ilkenin eylemli olarak uygulanabilmesi için toplumun yapısının kilit yerlerinde bilimsel gerçeği arayıp bulabilecek, uygulayabilecek ve bütün düşünce ve davranışlarında bilimsel gerçeğin isterlerinden ayrılmayacak kişilerin bulunması, bunun sağlanması için de bu nitelikte kişilerin yetiştirilmiş olması zorunludur. Bilimsel çalışma, yalnız aklın ve gözlemin biçimlendirdiği bir çalışma olması dolayısıyla böyle bir çalışmaya ve bilimsel yolda eyleme yönelecek kişilerin bilimsel gerekler dışında bir etki ile karşılaşmaksızın yetiştirilmeleri temel bir sorun olarak ortaya çıkmaktadır. Yalnız bilimsel ve nesnel ölçülere göre biçimlendirilmiş bir öğretim ve eğitimin gerçekleştirilmesi, toplumsal açıdan büyük önem gösteren alanlardaki yüksek öğretim ve eğitimin gerek siyasal çevrelerin ve özellikle siyasal iktidarın, gerek toplumdaki çeşitli kümelerin etkisi dışında bir öğretim ve eğitim düzeni ile olabilir”.Bilimsel ve nesnel ölçülere göre biçimlendirilmiş üniversiter bir öğretim ve eğitimin gerçekleştirilmesi, sözü geçen bu kararda da açıklandığı gibi, o öğretim ve eğitimin sadece bilimsel isterler doğrultusunda yapılması, doğmalardan ve bilime ters düşen öteki etkilerden uzak tutulması suretiyle sağlanabilir. Bu itibarla Anayasanın 24. maddesinin dördüncü fıkrasında ifadesini bulan “din ve ahlak eğitim ve öğretimi Devletin gözetim ve denetimi altında yapılır. Din kültürü ve ahlak öğretimi ilk ve orta öğretim kurumlarında okutulan zorunlu dersler arasında yer alır, bunun dışındaki din eğitim ve öğretimi ancak, kişilerin kendi isteğine küçüklerin de kanuni temsilcisinin talebine bağlıdır” yolundaki kural, Atatürk ilke ve inkılaplarıyla daha açık bir anlatımla Türk Devrimleriyle birlikte ele alınıp değerlendirilmelidir. Çünkü, Türk Devrimi, Atatürk’ün önderliğinde gerçekleştirilen ulusal bağımsızlığın ve çağdaşlaşma hareketinin adıdır ve bu düşünce sistemi 1982 Anayasasının temel dayanağını ve felsefesini oluşturmuştur. Anayasamızın kabul ettiği lâiklik ilkesi, soyut bir kavram değil, Devletin, hukukun ve eğitimin lâikleşmesini içeren sistemler topluluğudur. Bu nedenledir ki Anayasamızın 24. maddesinin dördüncü fıkrası hükmüne başka manalar izafe etmek, Atatürkçü düşünceye ve Türk Devrimine ters düştüğü kadar bizatihi hükmün açık olan ve yoruma elverişli bulunmayan beyanına ve ayrıca bilimsel özerkliği ilke olarak benimseyen Anayasa kurallarına da aykırı olur. Anayasa Mahkemesi bu görüşlerini çeşitli kararlarında tekrar etmiştir:Anayasa’nın 130. maddesinde öngörülen “çağdaş eğitim-öğretim esaslarına dayanan” düzen, laiklik ilkesinin gözardı edildiği bir ortam olamaz. (...) Aklın ve gözlemin yönlendirdiği bilimsel çalışmaya katılacak kimselerin bilimsel gerekler dışında bir etkiyle karşılaşmaksızın yetiştirilmeleri gerekir. Eğitim, yalnız bilimsel istemler doğrultusunda yapılması, doğmalardan ve bilime ters düşen etkilerden uzak tutulmasıyla sağlanır.(...) Dinsel kurallardan arındırılmış, akla ve bilime dayanan, dinsel inancı kişilerin vicdanlarına bırakan lâik devlette, hukuk düzeninin dinsel gereklerle sağlanıp sürdürülmesi benimsenemez. Lâik devlet ancak, yurttaşların din ve vicdan özgürlüğünü sağlayıcı ve koruyucu önlemleri alır, bu konulardaki hak ve özgürlükleri güvenceye bağlar. Dinsel eğitim bile lâik devlet anlayışına uygun biçimde yapılır. Tüm devlet kuruluşlarında ve işlemlerinde olduğu gibi öğretim ve eğitimin her düzeyinde lâiklik ilkesine özenle uyulur. Tevhid-i Tedrisat Kanunu bu gereğin belgesidir. Lâiklik ilkesine uygun çalışmalar yapmakla yükümlü üniversitelerde bu çalışmalara katılacakların, hangi statüde olurlarsa olsunlar, dinsel gereklere göre biçimlendirilmemelidir. (...) Özellikle Tevhid-i Tedrisat Kanunu, aklın ve bilimin öncülük ettiği tek tür eğitim düzeni içinde duygu ve görüş birliğini, dayanışmayı amaçlayarak lâik eğitim ve öğretime dayanak olmuştur. Önyargılardan arınmış, araştırıcı, akla ve bilime bağlı, bağnazlığa karşı, ulusal değerlere saygılı, özgür düşünceli, özgür vicdanlı, çağdaş görüşlü insan, yetiştirme ereği Anayasa’nın 42. ve 130. maddeleriyle de doğrulanmaktadır.(...) (Anayasa Mahkemesi'nin 7.3.1989 günlü, E: 1989/l - K: 1989/12 sayılı kararından.) 1739 sayılı Milli Eğitim Temel Kanunu'nda, milli eğitimin genel amaçları ve temel ilkeleri aynı perspektifle düzenlenmiş ve İmam Hatip Liseleri ile ilgili; VII – İmam-hatip liseleri: Madde 32 – İmam - hatip liseleri, imamlık, hatiplik ve Kur'an kursu öğreticiliği gibi dini hizmetlerin yerine getirilmesi ile görevli elemanları yetiştirmek üzere, Milli Eğitim Bakanlığınca açılan ortaöğretim sistemi içinde, hem mesleğe hem yüksek öğrenime hazırlayıcı programlar uygulayan öğretim kurumlarıdır. düzenlemesi getirilmiştir. Bu hükmün, Anayasa ve Tevhid-i Tedrisat Kanunu'na göre yorumlanacağı açık olup, buradaki “yüksek öğretime hazırlayıcı” ibaresinin lafzı ve ruhu diğer meslek liselerinde olduğu gibi, amaca uygun mesleki yükseköğrenime hazırlamaktan ibarettir. Bunun eşitlik ilkesinin ya da eğitim hakkının ihlali anlamına gelmeyeceği Anayasa Mahkemesi'nin çeşitli kararları ile belirtilmiş olup; bu husustaki Anayasa Mahkemesi görüşünü, Fazilet Partisi'nin açtığı bir davada 12.02.2004 gün, E: 2001/349, K:2004/14 sayılı 02.06.2004 günlü ve 25480 sayılı Resmi Gazete'de yayınlanan karar gerekçesinden aktaracağız: Anayasa’nın 2. maddesinde, Cumhuriyetin nitelikleri arasında sayılan hukuk devleti, insan haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, eylem ve işlemleri hukuka uygun olan, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, hukuk güvenliğini gerçekleştiren, Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan, yargı denetimine açık, yasaların üstünde Anayasa’nın ve yasakoyucunun da bozamayacağı temel hukuk ilkeleri bulunduğu bilincinde olan devlettir. Bu bağlamda, hukuk devletinde yasakoyucu, yasaların yalnız Anayasa’ya değil, evrensel hukuk ilkelerine de uygun olmasını sağlamakla yükümlüdür. Anayasa’nın 10. maddesine göre, herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasî düşünce, felsefî inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir. Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz. Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar. “Yasa önünde eşitlik ilkesi” hukuksal durumları aynı olanlar için söz konusudur. Bu ilke ile eylemli değil hukuksal eşitlik öngörülmektedir. Eşitlik ilkesinin amacı, aynı durumda bulunan kişilerin yasalarca aynı işleme bağlı tutulmalarını sağlamak ve kişilere yasa karşısında ayırım yapılmasını ve ayrıcalık tanınmasını önlemektir. Bu ilkeyle, aynı durumda bulunan kimi kişi ve topluluklara ayrı kurallar uygulanarak yasa karşısında eşitliğin çiğnenmesi yasaklanmıştır. Yasa önünde eşitlik, herkesin her yönden aynı kurallara bağlı tutulacağı anlamına gelmez. Durum ve konumlarındaki özellikler, kimi kişiler ya da topluluklar için değişik kuralları gerekli kılabilir. Aynı hukuksal durumlar aynı, ayrı hukuksal durumlar farklı kurallara bağlı tutulursa Anayasa’nın öngördüğü eşitlik ilkesi çiğnenmiş olmaz. (...) Bu nedenle, farklı liselerden mezun olanlar aynı nitelikleri taşımadıklarından eşitlik karşılaştırmasına esas alınamazlar. Yükseköğretim Kurulu Anayasal bir organ olup Anayasa'nın 131. Maddesinde düzenlenmiş ve kuruluş amacı açıkça belirtilmiştir:2. Yükseköğretim üst kuruluşları Madde 131–Yükseköğretim kurumlarının öğretimini planlamak, düzenlemek, yönetmek, denetlemek, yükseköğretim kurumlarındaki eğitim - öğretim ve bilimsel araştırma faaliyetlerini yönlendirmek bu kurumların kanunda belirtilen amaç ve ilkeler doğrultusunda kurulmasını, geliştirilmesini ve üniversitelere tahsis edilen kaynakların etkili bir biçimde kullanılmasını sağlamak ve öğretim elemanlarının yetiştirilmesi için planlama yapmak maksadı ile Yükseköğretim Kurulu kurulur. Bu amaç doğrultusunda, 1739 sayılı Milli Eğitim Temel Kanunu'nda yükseköğretime giriş usullerinin bu kurul tarafından Milli Eğitim Bakanlığı ile istişare içinde gerçekleştirileceği belirtilmiş, 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu'nda da iptali istediğimiz düzenleme bakımından Kurul'un görevleri; Madde 7 – (Değişik: 17/8/1983 - 2880/3 md.) Yükseköğretim Kurulunun görevleri; (...) h) Üniversitelerin her eğitim - öğretim programına kabul edeceği öğrenci sayısı önerilerini inceleyerek kapasitelerini tespit etmek; insangücü planlaması, kurumların kapasiteleri ve öğrencilerin ilgi ve yetenekleri doğrultusunda ortaöğretimdeki yönlendirme esaslarını da dikkate alarak öğrencilerin seçilmesi ve kabul edilmesi ile ilgili esasları tespit etmek, ı) Yükseköğretim kurumlarında ve bu kurumlara girişte imkan ve fırsat eşitliği sağlayacak önlemleri almak, şeklinde düzenlenmiştir. Yükseköğretim Genel Kurulu, 21.07.2009 günlü toplantısında katsayı uygulamasını kaldırarak iptaline karar verilmesini istediğimiz; 3. Yerleştirme puanlarının hesaplanmasında “Ağırlıklı Öğretim Başarı Puanları” “0.15” katsayısı ile çarpılır. 4. Adaylardan öğretmen lisesi veya meslek lisesi mezunu olanların kendi aralarındaki programları tercih etmeleri halinde “Ağırlıklı Öğretim Başarı Puanları”nın “0.06” ek katsayı ile çarpımı sonucunda bulunan değer, üçüncü maddeye göre bulunan yerleştirme puanına eklenir. 5. Meslek lisesi mezunu adayların ek puanla girebildikleri kendi alanlarındaki her program için, bir LYS puan türünün yanı sıra bir de YGS olan puan türü belirlenir. Meslek lisesi mezunu olup olmadığına bakılmaksızın adayların bu programlara yerleştirmesinde bu iki türden puanlarının büyük olanı esas alınır. düzenlemesini getirmiştir. Kurul, bu yeni düzenlemeyi “mesleki eğitimin önünü açmak ve üniversiteye girişte eşitliği sağlamak” ilkesine dayandırmıştır ki, gerçekte amaç bu değildir. Ekte sunduğumuz (EK 1), YÖK Eski Başkanvekili Prof. Dr. İsa Eşme'nin dört sayfalık bilimsel değerlendirmesinde daha ayrıntılı şekilde ve tablolarla açıklandığı üzere; Ülkemizde yükseköğretime girişte uygulanan merkezi sınav sistemi, 1975’de başlamıştır. Karşı karşıya gelinen sorunlar karşısında uygulama zaman içinde geliştirilerek değiştirilmiştir. Bu değişiklikler kapsamında, adayların lisans programlarına girişte daha donanımlı gelmelerini sağlamak üzere, ortaöğretimde branşlaşmayı özendirmek amacıyla 1999’da [-21 Temmuz 2009'da Yükseköğretim Genel Kurulu tarafından iptalini istediğimiz düzenleme ile kaldırılan-] yukarıda aktardığımız anayasal ilkelere ve eşitlik ilkesine tamamen uygun olan farklı katsayı uygulaması getirilmiştir. 2002’de, meslek lisesi çıkışlıların, eğitimlerinin devamı niteliğindeki önlisans programlarına geçişlerini sağlamak üzere, sınavsız geçiş hakkı verilmiştir. Sınavsız geçiş, mesleki eğitimi cazip hale getirmek ve meslek lisesi öğrencilerinin, sınav kaygısından uzak bir eğitim ortamından sonra alanlarının devamı niteliğindeki Meslek Yüksek Okullarına (MYO) geçişlerini esas almaktadır. MYO yerine lisans programlarında okumak isteyen meslek lisesi çıkışlılara, eğitimlerine yakın lisans programlarına geçişlerini kolaylaştırmak amacıyla da, ek puan hakkı verilmiştir. Geçmiş yılların ÖSS sonuçları incelendiğinde, 1999’dan itibaren meslek lisesi çıkışlıların lisans programlarına yerleşme oranları azalmasına karşılık, önlisans programlarına yerleşme oranlarının arttığı, sonuçta meslek lisesi çıkışlıların örgün yükseköğretim programlarına yerleşme oranlarının genel liseye göre daha büyük olduğu görülür. Katsayı uygulaması, meslek liselerinden çok, bu lise statüsünde gösterilen imam hatip liselerinin alanları dışındaki programlara yerleşmesini etkilemiştir: İmam hatip lisesi çıkışlılar, 1999 öncesi, öğretmenlik, hukuk ve siyasal bilimler gibi programlara yerleşirken katsayı uygulaması ile birlikte, kendi alanlarının devamı olan ilahiyat programlarına yerleşmeye başlamışlar, bu gelişme imam hatip liselerinin gençler açısından tercih edilmemesine, buna bağlı olarak öğrenci sayısının azalmasına yol açmıştır. Bu durum, ortaöğretimi imam hatip eksenli yapılandırmak isteyenleri rahatsız etmiş ve katsayı uygulaması, “meslek liselerinin adı öne çıkarılarak” aynı grup tarafından şiddetle eleştirilmiştir. 21 Temmuz 2009 tarihli, iptalini istediğimiz kararı ile Yükseköğretim Genel Kurulu başta laiklik, eşitlik ve eğitim hakkı olmak üzere anayasal ilkelere uygun katsayı uygulamasını ortadan kaldırmış ve imam-hatip liselerini genel liselere ALTERNATİF haline getirecek, imam-hatip liseleri lehine ayrımcı bir yükseköğretim giriş sistemini kabul etmiştir. Eski YÖK Başkan Vekili Prof. Dr. İsa Eşme, EK'te sunduğumuz bilimsel çalışmasında, bu yeni düzenlemenin olası sonuçlarını şöyle özetlemektedir: 1. Yeni sınav sisteminin ders düzeyinde yapılacak olmasının ana gerekçesi, sınavda çoktan seçmeli soruların yanında açık uçlu soruların da yer almasına imkan vermesidir. Bunun gerçekleşebilmesi, ders düzeyinde sınava katılanların sayılarının 300-400 bin civarında olmasını gerektirir. Katsayı eşitliği nedeniyle adaylar şansını denemek üzere her sınava gireceğinden bu imkan ortadan kalkmış, bir oturum yerine altı oturumlu sınav anlamsız ve gereksiz hale gelmiştir. 2. Katsayı farkının kaldırılmasıyla liselerde ilgi alanlarına göre dallara ayrılma anlamsızlaşacak ve ortaöğretim, yeni bir eğitim kademesi yerine, ilköğretimin devamı niteliğine dönüşecektir. 3. Yeni sınav sistemine göre, üniversiteye yerleşmede esas alınacak puanın %40’ı ortak programa (9.sınıf ve öncesi), %60’ı genel lise programına dayalıdır. Bu koşullarda, meslek lisesi çıkışlıların, sınavı başarma şansı olmamasına rağmen, üniversiteye girme umuduyla, okul yerine dershaneyi tercih edeceklerdir. Böylece sınav hazırlığı nedeniyle uygulamalı meslek eğitimi sekteye uğrayacaktır. 4. Türkiye’de mesleki eğitim, genel liselere göre iki kat daha pahalıya mal olmaktadır. 2006 verilerine göre, genel liselerde öğrenci başına 1.259 YTL harcanırken meslek liselerinde öğrenci başına yapılan harcama 2.208 YTL’dir. Mesleki eğitim öğrencileri, “mesleki eğitimin önü açıldı” beklentisiyle sınav yarışına dahil edilerek bir kaynak israfına yol açılacaktır. 5. Katsayı eşitliğinden, meslek liselilerin değil, meslek lisesi statüsünde olan imam hatip lisesi çıkışlılar yararlanacaktır. İmam hatip liseleri, meslek liseleri arasında, tüm alanlarda açık farkla daha başarılı görülmektedir. Bu sonuç, imam hatip liselerinin gerçekte uygulamaya ağırlık veren meslek lisesi değil, dini ağırlıklı eğitim yapan, genel liselerin müfredatını uygulamalarından ve bazı çevrelerce hatta devlet tarafından kollanmaları sonucu daha iyi fiziki koşullarda olmalarından kaynaklanmaktadır. 6. Katsayı uygulamasının kaldırılmasıyla, son altı yılda, imam hatip kökenlilerin istihdamında gösterilen politika nedeniyle, gençlerin bu okullara gidişi özendirilecek ve çok yakın bir gelecekte imam hatip liseleri, genel liselere alternatif hale gelerek ortaöğretimde iki kutuplu yapılanma ile karşı karşıya gelinecektir. Bu durum, zaten yıllardır örselenmiş olan Tevhid-i Tedrisat Kanunu'nun fiilen ortadan kalkmasına yol açacaktır. Yukarıdaki açıklamalarımız bir bütün olarak değerlendirildiğinde, Yükseköğretim Genel Kurulu’nun 21.07.2009 tarih ve 14 sayılı kararının başta katsayı uygulamasını kaldıran (3), (4) ve (5) inci maddeleri olmak üzere tümünün; eğitim ve öğretim birliği ilkesini ortadan kaldırmaya, imam-hatip liselerini genel liselere ALTERNATİF haline getirme amacını gerçekleştirmeye yönelmekte olduğundan Anayasa başta olmak üzere, Tevhid-i Tedrisat Kanunu'na, Milli Eğitim Kanunu'na, Yükseköğretim Kanunu'na aykırı olduğu görülür. Her ne kadar Yükseköğretim Kurulu'na yükseköğretime girişi düzenleme yetkisi verilmiş ise de, bu yetki imam hatip liselerini ayrıcalıklı kılma yönünde, eşitlik ilkesine aykırı olarak kullanılamaz. Yapılan yeni düzenleme, anayasal eşitlik ilkesinin yansıması olan katsayı düzenlemesini kaldırmak sureti ile, meslek lisesi mezunlarına değil, sadece ve sadece imam-hatip lisesi mezunlarına ayrıcalık getirerek eşitlik ilkesini ihlal etmiştir. Yükseköğretim Genel Kurulu iptalini istediğimiz düzenlemeyi eşitlik ilkesine dayanarak yapmış ise de, yukarıda aktardığımız Anayasa Mahkemesi kararında belirtildiği üzere, farklı liselerden mezun olanlar aynı nitelikleri taşımadıklarından eşitlik karşılaştırmasına esas alınamazlar. Yeni düzenleme, yukarıda açıklandığı üzere genel liseler ve diğer meslek liseleri aleyhine eşitlik ilkesine aykırıdır. Ne tesadüftür ki, Milli Eğitim Bakanlığı iptalini istediğimiz karar alındıktan hemen sonra Milli Eğitim Bakanlığı İmam-Hatip Liseleri Yönetmeliği'ni değiştirerek Tevhid-i Tedrisat Kanunu'na aykırı şekilde bu liseleri Genel Liselerle eşitleme yoluna gitmiş ve 31.09.2009 tarihli Resmi Gazete'de yayınlanan Yönetmeliğin 5 inci Maddesi şu hale getirilmiştir:İmam-Hatip Liselerinin Kuruluşu Madde 5 - (1)Millî Eğitim Bakanlığınca açılan ortaöğretim sistemi içinde hem mesleğe hem yükseköğrenime hazırlayıcı programlar uygulayan imam-hatip liseleri, ilköğretimden sonra dört yıl öğretim veren, bölge şartlarına ve imkânlarına göre gündüzlü veya yatılı ve gündüzlü olarak karma eğitim ve öğretim yapan okullardır. Anayasa Mahkemesi'nin, 30.07.2008 günlü, E:2008/1 (Parti Kapatma) - K:2008/2 sayılı kararı ile;Davalı partinin Anayasanın 68. maddesinin dördüncü fıkrasında belirtilen “demokratik ve laik cumhuriyet” ilkesine aykırı bazı eylemleri belirlenmiştir. Üniversitelerde uygulanan başörtüsü yasağı, Kuran Kurslarına yönelik yaş kısıtlaması ve İmam Hatip Liselerine uygulanan katsayı sınırlamasının kaldırılmasına yönelik toplumsal taleplerin bulunduğu görülmektedir. Ancak davalı partinin bu doğrultudaki siyasal mücadelesini laiklik ilkesinin Anayasanın somut kurallarında ortaya çıkan tercihe uygun biçimde yürüttüğü savunulamaz. Bu sorunlar toplumda ayrışma ve gerginliklere yol açacak düzeyde siyasetin temel sorunu haline dönüştürülmüş, toplumun dinsel konulardaki duyarlılıkları yalın siyasal çıkar amacıyla araçsallaştırılmış, toplumun temel ekonomik, sosyal ve kültürel sorunlarının siyasetin gündeminde yer alması güçleşmiştir. Davalı parti kurulduktan hemen sonra girdiği ilk genel seçimlerde tek başına iktidar olarak ülkeyi yönetme yetki ve sorumluluğunu üstlenmiş bulunmaktadır. Bu sorumluluğun yalnızca kendi siyasal tabanına karşı değil, tüm ülkeyi kapsayan, kamu yararı amacıyla ve devlet iktidarı kullanımı için geçerli tüm anayasal ilkelere uygun olarak yerine getirilmesi gerektiğinde kuşku bulunmamaktadır.Dinin ve dinsel duyguların istismarı nedeniyle laikliğe aykırı görülen davalı parti eylemlerinin toplumu devlete ve siyasete yabancılaştırması yoluyla demokratik işleyişi engelleyebileceği ve anayasal düzenin meşruiyetinin sorgulanmasına yol açabileceği inkâr edilemez.Organ sıfatıyla davalı Parti Genel Başkanı Recep Tayyip ERDOĞAN ile üyelerden 22. Yasama dönemi Meclis başkanı Bülent ARINÇ, Milli Eğitim Bakanı Hüseyin ÇELİK, Milletvekilleri İrfan GÜNDÜZ, Abdullah ÇALIŞKAN, Resul TOSUN, Selami UZUN, Hasan KARA ve üye Hasan Cüneyt ZAPSU’nun; yerel yöneticilerden Dinar İlçesi Belediye Başkanı Mustafa TARLACI ve Isparta Belediye Başkanı Hasan BALAMAN’ın eylemleri, Anayasanın 68. maddesinin dördüncü fıkrasına aykırı eylemlerin kararlılıkla ve parti üyeleri tarafından yoğun bir biçimde işlendiğini göstermektedir. Anayasa Mahkemesinin E. 2008/16, K. 2008/116 sayılı kararıyla iptal edilen 5735 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun’un teklif edilmesi ve yasalaşmasının sağlanmasıyla davalı partinin bu eylemleri benimsediği anlaşıldığından odaklaşmanın kabulü gerekir. gerekçesiyle, Adalet ve Kalkınma Partisi aleyhinde “Anayasa’nın 68. maddesinin dördüncü fıkrasındaki demokratik ve laik Cumhuriyet ilkelerine aykırı eylemlerin odağı haline gelmesi nedeniyle” hazine yardımından mahrum bırakma yaptırımına karar vermiştir. Yükseköğretim Genel Kurulu'nun anayasal laiklik, eşitlik ilkelerine ve eğitim hakkının gereklerine uygun katsayı uygulamasını kaldıran kararı amaç yönünden açıkça hukuka aykırı olduğu gibi; açıklandığı üzere kamu hizmeti gerekleriyle bağdaşmaz ve kamu yararına da değildir. Sağladığı tek yarar, Yükseköğretim Genel Kurulu kararı ile anayasal güvence altındaki eğitim ve öğretim birliğini sağlayan Tevhid-i Tedrisat Kanunu'nun aşılmasıdır. Milli Eğitim Bakanlığının bu karar akabinde hemen yayınladığı Milli Eğitim Bakanlığı İmam-Hatip Liseleri Yönetmeliği de bu amacı açıkça kanıtlamaktadır. YÜRÜTMENİN DURDURULMASI İSTEMİNİN GEREKÇESİ İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 27 nci maddesi uyarınca, bir idari işlemin iptali için açılan davada yürütmenin durdurulmasına karar verilebilmesi için, dava konusu işlemin açıkça hukuka aykırı olması ve uygulanması hâlinde telâfisi güç ve imkânsız zararlar doğması gerekmektedir. Yukarıdaki açıklamalar doğrultusunda, Yükseköğretim Genel Kurulu’nun 21.07.2009 tarih ve 14 sayılı kararının açıkça hukuka aykırı olduğu; ayrıca bu işlemin uygulanması hâlinde, hem lise hem de meslek lisesi çıkışlı ve yükseköğretim sınavlarına hazırlanan öğrencilerin durumlarına ilişkin sonradan giderilmesi güç hatta olanaksız sonuçlar doğacağı görülmektedir. Kamu yararı yanında kişisel yararları da bu denli tehlikeye atan ve hukuka aykırı olduğu açıkça ortada olan dava konusu işlemin yürütülmesinin durdurulması da gerekmektedir. HUKUKİ NEDENLER : Anayasa, Tevhid-i Tedrisat Kanunu, Milli Eğitim Temel Kanunu, 2547 sayılı Yasa, İYUK ve ilgili mevzuat.DELİLLER : Yükseköğretim Genel Kurulu'nun 21.07.2009 tarih ve 14 sayılı kararı ve yasaya uyar sair deliller.CEVAP SÜRESİ : Otuz gündür.SONUÇ ve İSTEM : Yukarıda açıklanan ve Yüksek Mahkemenizce re’sen takdir edilecek nedenlerle, Yükseköğretim Genel Kurulu’nun 21.07.2009 tarih ve 14 sayılı yükseköğretime giriş sistemini yeniden düzenleyen kararının öncelikle YÜRÜTÜLMESİNİN DURDURULMASI ve İPTALİ'ne, yargılama harç ve giderleri ile vekalet ücretinin davalı idareye yükletilmesine karar verilmesini saygılarımla arz ve talep ederim. Orta Doğu Öğretim Elemanları DerneğiVekili Av. Mustafa Bayram MISIR E K L E R İ :1- Prof. Dr. İsa EŞME'nin bilimsel değerlendirme yazısı. 2- Vekaletname örneği. |